Ankebût · 38/69
Meal Okunuş — Ankebût
وَعَادًا وَثَمُودَاْ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمۡۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ  ۝٣٨
Wa `Aadanw wa Samooda wa qat tabaiyana lakum mim masaakinihim wa zaiyana lahumush Shaitaanu a`maalahum fasaddahum `anis sabeeli wa kaanoo mustabsireen
📖 Türkçe Anlam
Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.
📜

Meal — Tafsir

Kelime Anlamları:

  • Âd ve Semûd: Hz. Hûd ve Hz. Sâlih kavimleri.
  • Tebeyyün: Açıkça ortaya çıkmak, apaçık görünmek.
  • Mesâkin: Oturdukları yerler, evler, yurtlar.
  • Zeyyene: Süsledi, güzel gösterdi.
  • Saddehum: Onları alıkoydu, engelledi.
  • Sebîl: Yol, doğru yol.
  • Müstebsirîn: Basiret sahibi olanlar, gerçeği görme imkânına sahip bulunanlar.

Tefsir:

Allah Teâlâ, bu âyet-i kerîmede bizlere, kendilerine nice peygamberler gönderilen ve sayısız nimetlerle donatılan Âd ve Semûd kavimlerinin acı sonunu haber vermektedir. Ey Mekkeli müşrikler! Sizler, ticaret yolculuklarınızda bu kavimlerin diyarlarından geçiyorsunuz. Onların geride bıraktıkları viran olmuş evlerini, yıkılmış saraylarını ve kayalara oyulmuş görkemli meskenlerini gözlerinizle görüyorsunuz. Bu harabeler, onların başlarına gelen azabın apaçık birer şahididir. İşte bu manzara, sizin için ibret alınacak en büyük delildir.

Peki, bu güçlü ve imkân sahibi kavimleri helâke sürükleyen neydi? Onları bu felakete götüren yol, şeytanın onlara kötü amellerini süslemesiydi. Şeytan, onların küfrünü, isyanını ve günahlarını gözlerinde güzel gösterdi. Onlara, "Siz doğru yoldasınız, sizin yaptıklarınız yerinde" diyerek vesvese verdi. Böylece onları Allah'ın dosdoğru yolundan, tevhid inancından ve peygamberlerin çağrısından alıkoydu.

Oysa onlar, cahil ve basiretsiz kimseler değillerdi. Bilakis, akıl sahibi, düşünebilen ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek kabiliyette insanlardı. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmiş, hak ile batılı, hidayet ile dalaleti göstermişti. Fakat onlar, bu basiretlerine rağmen inadı ve kibri sebebiyle hakkı kabul etmediler. Hevâlarına uydular, şeytanın süslediği batıl yolda ısrar ettiler ve sonunda Allah'ın azabına çarptırıldılar.

Bu kıssada bizler için ne büyük bir ders vardır! Şeytan, bugün de aynı taktiği kullanmaktadır. Günahları süsler, haramları cazip gösterir, ibadetleri ise ağır ve sıkıcı göstermeye çalışır. Ey mümin! Sakın şeytanın bu oyununa gelme. Aklını ve basiretini kullan, Kur'an'ın ve Peygamberimizin (s.a.v.) rehberliğinde hak ile batılı ayırt et. Unutma ki, dünya hayatı geçicidir; asıl olan, Allah'ın rızasını kazanmak ve O'nun dosdoğru yolunda sabit kalmaktır. Âd ve Semûd'un harabeleri, kendini beğenmiş ve şeytana uyanların sonunun ne olduğunu haykırmaktadır. Rabbimiz, bizleri bu gafletten muhafaza eylesin ve bizi dosdoğru yolundan ayırmasın.

🎧 Dinle

📜 Ayet 36-40 — Ankebût

36وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبًا فَقَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱرۡجُواْ ٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ 
Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
37فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دَارِهِمۡ جَٰثِمِينَ 
Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
38وَعَادًا وَثَمُودَاْ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمۡۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ 
Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.
39وَقَٰرُونَ وَفِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانُواْ سَٰبِقِينَ 
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.
40فَكُلًّا أَخَذۡنَا بِذَنۢبِهِۦۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِ حَاصِبًا وَمِنۡهُم مَّنۡ أَخَذَتۡهُ ٱلصَّيۡحَةُ وَمِنۡهُم مَّنۡ خَسَفۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ وَمِنۡهُم مَّنۡ أَغۡرَقۡنَاۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ 
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
AnkebûtKuran Fihrist
69Ayet
MekkiRevelation
38Ayet

Meal — Ankebût 38

Sure Ayet 38/69 — Ankebût العنكبوت (Mekki). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: Ankebût Dinle, Ankebût Meal, Ankebût mp3, Ankebût pdf. Ayet 36–40. Türkçe Anlam: Azərbaycan.




Tuesday, August 18, 2026

Bizim için dua et, teşekkürler