Meal — Tafsir
Kelime Anlamları:
- Kattâ'nâhum: Onları ayırdık, bölümlere ayırdık.
- Esbât: Torunlar, kabileler (tekili: sıbt).
- Ümemen: Topluluklar, cemaatler.
- İsteskâhu: Ondan su istedi.
- İnbecest: Fışkırdı, kaynadı, aktı.
- Meşrebe: İçilecek yer, su içilen kaynak.
- Zallelnâ: Gölgelendirdik.
- Ğamâm: Bulut.
- Menn: Kudret helvası (tatlı bir madde).
- Selvâ: Bıldırcın eti.
Tefsir:
Bu mübarek âyet, Allah'ın İsrailoğulları'na olan sonsuz lütuf ve ihsanlarını, bunun karşısında onların nankörlüklerini ve kendi kendilerine ettikleri zulmü anlatmaktadır. Yüce Allah, Hz. Musa'nın kavmini, Hz. Yakub'un on iki oğlundan gelen on iki ayrı kabile halinde düzenlemiş, her birini ayrı bir ümmet (topluluk) yapmıştır. Bu, onların sosyal düzenlerinin ve nesep ayrımlarının bir gereğiydi.
Ardından, çölde (Tîh'te) susuz kaldıklarında kavmi Hz. Musa'dan su istemişti. Allah Teâlâ, peygamberine "Asanla taşa vur!" diye vahyetti. Hz. Musa asasını taşa vurunca, o taştan on iki ayrı pınar fışkırdı. Her kabile, kendine ait olan pınardan su içiyor, diğer kabilelerin suyuna karışmıyordu. Bu, hem büyük bir mucize hem de aralarında düzenin ve huzurun sağlanmasıydı. Herkes kendi meşrebini (içeceği yeri) biliyordu.
Allah, onları çölün yakıcı sıcaklığından korumak için üzerlerine bulutlarla gölge yapmış, açlıklarını gidermek için de üzerlerine "menn" (kudret helvası gibi tatlı bir gıda) ve "selvâ" (bıldırcın eti) indirmişti. Onlara "Size verdiğimiz bu temiz ve helal rızıklardan yiyin" buyurmuştu. Ancak onlar bu nimetlere rağmen şımardılar, nankörlük ettiler ve "Tek bir yemekle yetinemeyiz" diyerek bu nimetlerin yerine daha aşağısını istediler.
İşte bu noktada âyet, çok önemli bir hakikati vurguluyor: "Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı." Evet, Allah'ın nimetlerine nankörlük etmek, O'na hiçbir zarar veremez. Çünkü Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir, hiçbir şeye muhtaç değildir. Asıl zararı gören, bu nimetleri inkâr eden ve kendi elleriyle kendini helake sürükleyen insanın ta kendisidir.
Sevgili kardeşlerim! Bu kıssadan almamız gereken büyük dersler vardır. Allah'ın üzerimizdeki sayısız nimetlerini düşünelim: Sağlık, rızık, güven, iman... Bunların kıymetini bilelim ve şükredelim. Nankörlük, insanın kendi ayağına zincir vurmasıdır. Allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ise gerçek kurtuluşumuzdur. Unutmayalım ki Allah, kullarına asla zulmetmez; zulmeden, kendi nefsine zulmedendir. Rabbimiz, bizleri şükreden kullarından eylesin. Nimetlerine karşı nankörlük edenlerden değil, her haline hamdedenlerden olmayı bizlere nasip etsin. Âmin.
📜 Ayet 158-162 — A'râf
Meal — A'râf 160
Sure A'râf Ayet 160 - Oku, Dinle, Meal, Türkçe : Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan…Sure Ayet 160/206 — A'râf الأعراف (Mekki). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: A'râf Dinle, A'râf Meal, A'râf mp3, A'râf pdf. Ayet 158–162. Türkçe Anlam: Azərbaycan.
Bizim için dua et, teşekkürler










