Nûr · 40/64
Meal Okunuş — Nûr
أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ۚ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا ۗ وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ ۝٤٠
Aw kazulumaatin fee bahril lujjiyyiny yaghshaahu mawjum min fawqihee mawjum min fawqihee mawjum min fawqihee sahaab; zulumatum ba`duhaa fawqa ba`din izaaa akhraja yadahoo lam yakad yaraahaa wa mal lam yaj`alil laahu lahoo noora famaa lahoo min noor
📖 Türkçe Anlam
Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.
📜

Meal — Tafsir

Kelime Anlamları:

  • Zulümât: Karanlıklar, koyu karanlık.
  • Lüccî: Çok derin, engin (deniz).
  • Yağşâhü: Onu kaplar, örter.
  • Lem yeked: Neredeyse olmadı, yaklaşmadı.

Tefsir:

Yüce Allah bu âyet-i kerimede, kâfirlerin amellerinin ve içinde bulundukları durumun ne kadar karanlık ve ümitsiz olduğunu, insanın gözünün önüne gelen müthiş bir tabloyla anlatmaktadır. Bu, derin ve engin bir denizdeki karanlıklara benzetilmiştir. Öyle bir deniz ki, dalgaları birbirini kovalar; üst üste binen dalgaların üzerini de yoğun bir bulut kaplar. Karanlıklar üst üste yığılmıştır: Denizin derinliğinin karanlığı, dalgaların karanlığı ve bulutun karanlığı... Öyle ki, bu zifiri karanlıkta insan elini çıkarsa, onu bile neredeyse göremez.

İşte kâfirin kalbi de böyledir. Üzerine küfür, şirk, cehalet, şüphe ve gaflet karanlıkları üst üste çökmüştür. Her bir karanlık, diğerini daha da koyulaştırır. O, hidayet yolunu bulamaz; çünkü kalbinin gözü kör olmuştur. Tıpkı o derin denizdeki yolcunun çaresizliği gibi, o da çaresizdir.

Bu benzetme, insanı derin düşünceye sevk eder. Bir insanın, kendisini bu karanlıklardan kurtaracak tek bir ışığa ne kadar muhtaç olduğunu gösterir. İşte o ışık, Allah'ın hidayetidir. Âyetin sonunda bu gerçek açıkça ifade edilir: "Allah kime nur vermemişse, onun için hiçbir nur yoktur." Yani hidayet, yalnızca Allah'ın lütfuyla olur. O, dilediği kulunun kalbini açar, iman nuruyla aydınlatır. Kimi de kendi inadı ve küfrü sebebiyle bu nurdan mahrum bırakır; artık onu kimse doğru yola getiremez.

Bu âyet, müminler için büyük bir nimettir. Allah'a şükretmeliyiz ki, bizi bu karanlıklardan çıkarıp iman nuruyla tanıştırmıştır. Bu nur, Kur'an'dır, sünnettir ve kalpteki iman ışığıdır. Bu nuru taşıyan mümin, hayatın en zorlu dalgalarında bile yolunu bulur; çünkü onun elinde Allah'ın ipi vardır. Ne mutlu o kimseye ki, Allah ona nur vermiştir! Bu nuru kaybetmemek için her an Allah'a sığınmalı, O'ndan kalbimizin nurunu artırmasını istemeliyiz. Unutmayalım ki, gerçek karanlık, gözlerin görmediği karanlık değil; kalbin hakikati göremediği karanlıktır.

🎧 Dinle

📜 Ayet 38-42 — Nûr

38لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ ۗ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
39وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاءً حَتَّىٰ إِذَا جَاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ ۗ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.
40أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ۚ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا ۗ وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ
Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.
41أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ ۖ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.
42وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.
NûrKuran Fihrist
64Ayet
MedeniRevelation
40Ayet

Meal — Nûr 40

Sure Ayet 40/64 — Nûr النور (Medeni). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: Nûr Dinle, Nûr Meal, Nûr mp3, Nûr pdf. Ayet 38–42. Türkçe Anlam: Azərbaycan.




Tuesday, August 18, 2026

Bizim için dua et, teşekkürler