Mâide · 42/120
Meal Okunuş — Mâide
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَاءُوكَ فَاحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئًا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ ۝٤٢
Sammaa`oona lilkazibi akkaaloona lissuht; fa in jaaa`ooka fahkum bainahum aw a`rid anhum wa in tu`rid `anhum falany-yadurrooka shai`anw wa in hakamta fahkum bainahum bilqist; innal laaha yuhibbul muqsiteen
📖 Türkçe Anlam
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
📜

Meal — Tafsir

Kelime Anlamları:

  • Süht (السُّحْت): Haram, helâl olmayan kazanç, rüşvet ve faiz gibi kişiyi rezil eden, bereketi gideren mal.
  • Kıst (الْقِسْط): Adalet, hakkaniyetle hükmetmek, doğru ve dengeli olmak.
  • Semmâûn (سَمَّاعُونَ): Çokça dinleyenler, kulak kesilenler (burada yalana ve iftiraya kulak verenler anlamında).
  • Ekkâlûn (أَكَّالُونَ): Çokça yiyenler, haramı ve yasak olanı mideye indirenler.

Tefsir:

Bu âyet-i kerîmede Yüce Allah, Kitap ehlinden bazı grupların, özellikle de o dönemdeki Yahudi liderlerin ahlâkî çöküntüsünü ve karakter bozukluğunu gözler önüne seriyor. Onlar, yalan söyleyenleri ve iftira atanları büyük bir iştiyakla dinleyen, kulaklarını yalana ve batıla açan kimselerdi. Dilleriyle doğruyu söyleseler bile kalpleri yalanı arzuluyordu. Bunun yanında onlar, haram yemekte de sınır tanımıyorlardı. Rüşvet, faiz, yalan yere şahitlik karşılığı alınan ücretler ve haksız kazançlar onlar için sıradan birer geçim kaynağı hâline gelmişti. Bu iki kötü haslet, onların hem imanlarını hem de toplumdaki güvenilirliklerini tamamen yok etmişti.

Âyetin devamında Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) hitap ederek şöyle buyuruyor: "Eğer onlar sana gelir de aralarında hüküm vermeni isterlerse, dilersen aralarında hükmet, dilersen onlardan yüz çevir." Bu, Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) verilmiş bir yetkidir. Onların davalarına bakmak zorunda değildir; çünkü onlar samimi olarak adalet aramıyorlar, kendi çıkarlarına uygun bir hüküm arıyorlardı. Eğer onlardan yüz çevirir ve aralarında hükmetmezse, bu onlara hiçbir zarar veremezdi. Çünkü Allah Teâlâ, Peygamberini koruyordu ve onların hilesi Allah'a karşı asla işe yaramazdı.

Ancak eğer Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onların arasında hükmetmeyi kabul ederse, o zaman mutlaka adaletle hükmetmeli, hakkaniyetten asla ayrılmamalıydı. Onların zalim ve düşman olmaları, adaletin dışına çıkmayı gerektirmezdi. Çünkü adalet, dost-düşman ayırt etmeksizin herkese uygulanması gereken evrensel bir ilkedir. Âyetin sonunda ise bu ilkenin ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor: "Şüphesiz Allah, adaletle hükmedenleri sever." Bu, hem hâkimler hem de idareciler için büyük bir müjde ve aynı zamanda ciddi bir uyarıdır. Allah'ın sevgisini kazanmak isteyen herkes, her durumda ve herkese karşı adil olmalıdır.

Bu âyetten alacağımız dersler çok büyüktür. Öncelikle, yalana kulak vermek ve haram lokma yemek, bir toplumun çöküşünün en önemli sebeplerindendir. Müslüman olarak bizler, sözümüzde ve işimizde doğru olmalı, kazancımızın helâl olmasına azami dikkat etmeliyiz. İkinci olarak, adalet, İslâm'ın temel direklerinden biridir. Bir Müslüman, en yakını bile olsa, haksızlık karşısında susmamalı ve adaletin tecellisi için çaba göstermelidir. Unutmayalım ki Allah Teâlâ, adaletle hükmedenleri ve adil olanları çok sever; onları dünyada izzetli, ahirette ise cennetiyle mükâfatlandıracaktır. Rabbimiz bizleri, yalanı dinlemekten, haram yemekten ve adaletten sapmaktan muhafaza eylesin. Bizi, adaletle hükmeden ve O'nun sevgisine mazhar olan kullarından eylesin. Âmin.

🎧 Dinle

📜 Ayet 40-44 — Mâide

40أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.
41۞ يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ ۛ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا ۛ سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ ۖ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِ ۖ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا ۚ وَمَن يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَن تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ۚ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ ۚ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ ۖ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.
42سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَاءُوكَ فَاحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئًا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
43وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِن بَعْدِ ذَٰلِكَ ۚ وَمَا أُولَٰئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
44إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ ۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِن كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ ۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
MâideKuran Fihrist
120Ayet
MedeniRevelation
42Ayet

Meal — Mâide 42

Sure Mâide Ayet 42 - Oku, Dinle, Meal, Türkçe : Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında…

Sure Ayet 42/120 — Mâide المائدة (Medeni). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: Mâide Dinle, Mâide Meal, Mâide mp3, Mâide pdf. Ayet 40–44. Türkçe Anlam: Azərbaycan.




Tuesday, August 18, 2026

Bizim için dua et, teşekkürler