Âl-i İmrân · 183/200
Meal Okunuş — Âl-i İmrân
ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيۡنَآ أَلَّا نُؤۡمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأۡتِيَنَا بِقُرۡبَانٍ تَأۡكُلُهُ ٱلنَّارُۗ قُلۡ قَدۡ جَآءَكُمۡ رُسُلٌ مِّن قَبۡلِي بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِي قُلۡتُمۡ فَلِمَ قَتَلۡتُمُوهُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ  ۝١٨٣
Allazeena qaalooo innal laaha `ahida ilainaaa allaa nu`mina liRasoolin hatta yaa tiyanaa biqurbaanin taa kuluhun naar; qul qad jaaa`akum Rusulum min qablee bilbaiyinaati wa billazee qultum falima qataltumoohum in kuntum saadiqeen
📖 Türkçe Anlam
"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"
📜

Meal — Tafsir

Kelime Anlamları:

  • Kurbân: Allah'a yaklaşmak için sunulan, O'na adanan kurbanlık veya sadaka.
  • Beyyine: Apaçık delil, mucize, doğruluğu kanıtlayan açık işaret.
  • Ahd: Söz verme, vasiyet etme, emretme.

Tefsir:

Bu ayet, Yahudilerin ileri gelenlerinin, Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı ileri sürdükleri bir bahaneyi ve bu bahanenin ne kadar tutarsız olduğunu gözler önüne sermektedir. Onlar, İslam'a davet edildiklerinde şöyle diyorlardı: "Allah, Tevrat'ta bize, gökten inen bir ateşin yakıp tükettiği bir kurban sunmadıkça hiçbir elçiye inanmamamızı emretti." Bu sözleriyle sanki hakikati arıyor gibi görünüyorlardı. Ancak bu, gerçeği kabul etmekten kaçınmak için uydurdukları bir bahaneden ibaretti.

Yüce Allah, Peygamberimize bu iddiaya en güzel ve en kesin cevabı vermesini emrediyor: "De ki: Sizden önce de bana gönderilen elçiler, size apaçık mucizelerle ve sizin sözünü ettiğiniz o kurbanı getirenlerle gelmişti. Eğer sözünüzde samimi iseniz, o peygamberleri niçin öldürdünüz?"

Bu soru, onların iddialarını kökünden çürüten, vicdanlarına hitap eden ve onları susturan bir sorudur. Çünkü tarih boyunca Yahudiler, kendilerine gönderilen nice peygamberi yalanlamış, hatta bir kısmını hunharca katletmişlerdir. Zekeriya ve Yahya (a.s.) gibi peygamberler, onların ataları tarafından öldürülmüştür. Eğer gerçekten Allah'ın emrini bekliyor ve O'nun elçilerine inanmak istiyor olsalardı, kendilerine mucizelerle ve istedikleri alametlerle gelen o peygamberlere iman ederlerdi. Onları öldürmeleri, bu iddialarının tamamen yalan ve uydurma olduğunu, asıl amaçlarının hakikati kabul etmek değil, inat ve inkâr olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu ayet, bizlere önemli bir ders vermektedir: İnsan, hakikati kabul etmek istemiyorsa, ona binbir türlü bahane bulur. Ancak Allah'ın dinine yönelen, samimi olarak gerçeği arayan kimse, kalbini açtığında hidayetin kapıları da ona ardına kadar açılır. Rabbimiz, bizleri bahaneler üretip hakikatten kaçanlardan değil, gönülden teslim olanlardan eylesin. Unutmayalım ki Allah, samimi kullarını asla yalnız bırakmaz ve onları en güzel şekilde mükâfatlandırır.

🎧 Dinle

📜 Ayet 181-185 — Âl-i İmrân

181لَّقَدۡ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحۡنُ أَغۡنِيَآءُۘ سَنَكۡتُبُ مَا قَالُواْ وَقَتۡلَهُمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ 
And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.
182ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّامٍ لِّلۡعَبِيدِ 
"Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
183ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيۡنَآ أَلَّا نُؤۡمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأۡتِيَنَا بِقُرۡبَانٍ تَأۡكُلُهُ ٱلنَّارُۗ قُلۡ قَدۡ جَآءَكُمۡ رُسُلٌ مِّن قَبۡلِي بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِي قُلۡتُمۡ فَلِمَ قَتَلۡتُمُوهُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ 
"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"
184فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدۡ كُذِّبَ رُسُلٌ مِّن قَبۡلِكَ جَآءُو بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُنِيرِ 
Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
185كُلُّ نَفۡسٍ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوۡنَ أُجُورَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ فَمَن زُحۡزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدۡخِلَ ٱلۡجَنَّةَ فَقَدۡ فَازَۗ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ 
Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.
Âl-i İmrânKuran Fihrist
200Ayet
MedeniRevelation
183Ayet

Meal — Âl-i İmrân 183

Sure Ayet 183/200 — Âl-i İmrân آل عمران (Medeni). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: Âl-i İmrân Dinle, Âl-i İmrân Meal, Âl-i İmrân mp3, Âl-i İmrân pdf. Ayet 181–185. Türkçe Anlam: Azərbaycan.




Tuesday, August 18, 2026

Bizim için dua et, teşekkürler