A'râf · 165/206
Meal Okunuş — A'râf
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ أَنجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ۝١٦٥
Falammaa nasoo maa zukkiroo bihee anjainal lazeena yanhawna `anis sooo`i wa akhaznal lazeena zalamoo bi`azaabim ba`eeim bimaa kaanooyafsuqoon
📖 Türkçe Anlam
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
📜

Meal — Tafsir

Kelime Anlamları:

  • Nesû: Terk ettiler, unuttular (burada "kulak ardı ettiler" anlamında).
  • Zükkirû bihî: Kendilerine yapılan hatırlatma, öğüt.
  • Enceynâ: Kurtardık.
  • Yenhevne anis-sû': Kötülükten alıkoyanlar, sakındıranlar.
  • Ehaznâ: Yakaladık, cezalandırdık.
  • Beîs: Şiddetli, çetin (azap).
  • Yefsikûn: Günah işliyorlar, Allah'ın emrinden çıkıyorlardı.

Tefsir:

Bu âyet, İsrailoğulları'nın cumartesi günü avlanma yasağını çiğneyen topluluğun ibret verici kıssasının en önemli dönüm noktasını anlatır. Allah Teâlâ, bu topluluk içinde üç grup olduğunu haber vermiştir: Yasaklanan fiili işleyen zalimler, onları engellemeye çalışan iyilikseverler ve bu işe karışmayanlar.

Âyetin başında "Onlar kendilerine yapılan hatırlatmayı unuttuklarında / terk ettiklerinde" buyruluyor. Buradaki "unutma" fiili, gerçek anlamda akıldan silme değil, bilinçli olarak kulak ardı etme, öğüde sırt çevirme ve inadına günaha devam etme manasındadır. Nasihat edenler defalarca uyardılar, ama zalimler bu uyarıları dikkate almadılar ve yasak ava devam ettiler.

İşte tam bu noktada Allah'ın rahmeti ve adaleti tecelli etti: "Biz, kötülükten sakındıranları kurtardık." Bu, Allah'ın emr-i bil-ma'ruf ve nehy-i anil-münker yapan kullarını asla yalnız bırakmayacağının en açık delilidir. Onlar, toplumun iflah olmaz günahkârlarına karşı görevlerini yaptılar; belki onları kurtaramadılar ama kendi kurtuluşlarını sağladılar. Bu, müminlere çok önemli bir müjdedir: İyiliği emredip kötülükten sakındıranlar, toplumun helakinden korunurlar.

"Zulmedenleri ise, yoldan çıkmaları sebebiyle şiddetli bir azap ile yakaladık." Buradaki azabın "beîs" yani çok şiddetli ve acı verici olduğu vurgulanır. Onların cezalandırılmasının sebebi, sadece yasak av yapmaları değil, aynı zamanda ısrarla ve inatla Allah'ın sınırlarını çiğnemeleri, fısklarını (günahkârlıklarını) sürdürmeleridir. Bu, Allah'ın sınırlarını hafife alanların akıbetinin ne kadar ağır olduğunu gösterir.

Sevgili kardeşlerim! Bu kıssadan alacağımız büyük dersler vardır. Birincisi: Günah işleyenleri gördüğümüzde susmamalı, onlara güzel bir dille nasihat etmeliyiz. İkincisi: Nasihatimiz kabul edilmese bile, bizim görevimiz uyarmaktır; sonuç Allah'a aittir. Üçüncüsü: Allah'ın emirlerine karşı gelenler, dünyada iken cezalandırılmasalar bile, ahirette mutlaka adaletle karşılaşacaklardır. Rabbimiz, bizleri kötülükten sakındıran, iyiliği emreden ve O'nun rızasına uyan kullarından eylesin. Amin.

🎧 Dinle

📜 Ayet 163-167 — A'râf

163وَاسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ ۙ لَا تَأْتِيهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
164وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ۙ اللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا ۖ قَالُوا مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
165فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ أَنجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
166فَلَمَّا عَتَوْا عَن مَّا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
167وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ ۗ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ ۖ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
A'râfKuran Fihrist
206Ayet
MekkiRevelation
165Ayet

Meal — A'râf 165

Sure A'râf Ayet 165 - Oku, Dinle, Meal, Türkçe : Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri,…

Sure Ayet 165/206 — A'râf الأعراف (Mekki). Oku Dinle Meal (Türkçe). Dinle: A'râf Dinle, A'râf Meal, A'râf mp3, A'râf pdf. Ayet 163–167. Türkçe Anlam: Azərbaycan.




Tuesday, August 18, 2026

Bizim için dua et, teşekkürler